Ana Sayfa / Medyum / Ruh Bilimcilik Nedir

Ruh Bilimcilik Nedir

Ruh Bilimcilik Nedir

Ruh bilimcilik kavramı ve ruhun bilimle olan ilişkisinin araştırılması; ruhun ne olduğunu anlamaya ve kavramaya bilimsel açıdan yaklaşmak isteyenlerin sevdiği bir yol olarak görülüyor. Bilimin çizgisi her açıdan bellidir ve bilim, araştırılacak konulara tamamen nesnel olarak yaklaşır. Daha açık ifade ile bilim, fiziksel verilerin analizi boyutundadır. Bu yüzden her zaman ve her yerde gerçekliği kesin olarak kanıtlanabilecek, yenilenebilir deneylerle desteklenebilen veriler kullanır ve bu yolda ilerler. Bilimin elde ettiği bir sonuç, yeryüzünün her hangi bir noktasında aynı olmak zorundadır. Pek ala ruh bilimcilik nedir, insan ve medyum ile ilişkisi nasıldır?

Ruhun SonsuzluğuÖrnek olarak normal şartlar altında saf su sıfır santigrat derecede donar, yüz santigrat derecede kaynar. Bu bilimsel bir bilgidir ve aksi ispat edilene kadar gerçekliğini devam ettirir. Ruh, bilim boyutunun üstünde değerlendirilebilecek bir konudur. Konu ruh bilimi ya da ruh bilimcilik olunca işler biraz daha çetrefilleşir. Yine de klasik anlamda ruhun tanımı yapılırsa, bu tanım farklı düşünce ekolleri tarafından birkaç farklı şekilde yapılabilmektedir. Ruh bilimcilik nedir sorusunun cevabını araştırırken, bu ekollerin ruh tanımına kaynak göstererek cevap vereceğiz. Ruhun gizemi tam olarak çözülmemiş olsa da ruhun sır perdesini aralamak, insanoğlunun en büyük merakı olmaya devam edecek.

Bilimsel Olarak Ruhun İspat Edilmesi Mümkün müdür?

Ruh bilimcilik nedir sorusuna cevap vermek için, bu güne kadar ruh hakkında dişe dokunur açıklamalar yapan çeşitli düşünce ve inanç sistemlerinin pencerelerinden bakmakta yarar vardır. Bilimsel olarak ruhun varlığının ispatı mümkün değildir. Çünkü ruh, elle tutulur ve gözle görülür bir nesne ya da madde değildir. Bilim madde aleminin sınırları içinde çalışırken malzemesini de maddeden alır. Ancak ruh madde alemi içinde tanımlanamaz. Çünkü madde aleminin içinde ruha atfedilen özellikler yoktur. Ruh; gözle görülemeyen, madde olmayan, insanları ve hayvanları yeryüzünde belli bir süre yaşatan gizemli güç olarak tanımlanabilir. Her ne kadar, bilim görünen doğa ile açıklanabilir verileri kullanıp işliyorsa da, doğaüstü bir güç olan ruhun bilimsel boyuta indirgenerek açıklanması son derece zordur. Ancak insanlık tarihi boyunca, çok çeşitli coğrafyalarda, yeryüzünde yaşayan toplumların ileri gelen düşünürleri, filozofları bu kavram üzerinde çalışmışlar ve çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir.

Özellikle son zamanlarda tamamen metafiziğin konusu olan ruh kavramının, hem felsefede hem de nöro bilimde mercek altın alınması, insanlığın ruh bilimcilik konusunda cevap bulma merakının giderilmesine bir nebze de olsa hizmet edecek açıklamalar doğmasına yol açmıştır. Sinir biliminin araştırmalarının vardığı netice; ruhun beynin kendisi olduğu neticesidir. Sinir hücrelerinin bazıları sönümlenerek yapılan (ablasyon yöntemi) deneylerin ucu, ruh denilen kavramın, sinir hücre trafiğinin merkezi olan beyinden ibaret olduğu noktasına varmaktadır. Ancak bu çözüm pek tatmin edici değildir. Her probleme sadece bilim çerçevesinden yaklaşmak, büyük problemlerin çözümünü imkansız hale getirir. Bu yüzden de din, felsefe ve değişik düşünce ekolleri pencerelerinden de bakmakta yarar olabilir. Şimdi ruh kavramına çeşitli pencerelerden bakalım:

İslamda Ruh Kavramı

İsra suresi 17/65. Ayetlerde “ Sana ruhtan soruyorlar, de ki ruh, rabbimin emrindendir ve size bu hususta az bilgi verilmiştir.” Sad suresi “ O’na ruhumdan üfledim” ayetlerine bakılarak, islam alimleri tarafından ruh hakkında ileri sürülen bazı görüşler vardır. Bu görüşlere göre; ruhun emir aleminden olduğu, insanların kusurlu idrak ve ilmi ile ruhu kavrayamayacağı, insanların ilminin sadece duyular alemini idrak etmeye yeteceği ifade edilmektedir. Ruh nedir sorusuna bir başka cevap ise şudur: İbnul Enbari kirab-ül Ezdad isimli eserde, “ ruh meleklerden yaratılmıştır, ancak melekler ruhu göremez. İmam Gazali ise “ ruh bir madde veya cisim değildir, o sadece bir cevherdir” der [1].

Felsefi Bakış Açısı ile Ruh

Ünlü düşünür Bergson, ruh beden ilişkisi gibi zor bir mesele üzerine kafa yormuş ve ruhu ayrı bedeni ayrı realiteler olarak incelemeyi seçmiştir. O’na göre ruh da gerçektir, beden de gerçektir. Yine bu düşünüre göre, ruh bedenin gölgesi olmadığı gibi, beden de ruhun gölgesi değildir. Ruh bedensel var oluşun içinde, dinamik bir yapıdır. Dolayısı ile kişilik ve benliğin, temelini oluşturan ruhun hafıza ile dayanışması vardır [2].

Sokrates, ruhun insana ahlaki sorumluluk yükleyen bir parça olduğunu savunur. Platon’a göre ruh; mutlak hakikati bilmemizi mümkün kılan insana has parça olarak tanımlanır. Aristoteles’in penceresinde ise, farklı boyutlara ait olan ruh ve beden bir araya getirilerek “üniter insan” kavrayışına ulaşılmıştır [3].

Spiritüel Pencereden Ruha Bakış

Ra bilgileri olarak bilinen oldukça heyecan verici bir kaynaktan da söz etmemiz gerekiyor. Gizemli uzaylı güçler tarafından yeryüzündeki insanlığa çeşitli zamanlarda bilgi vermek amacıyla inen ve , medyumlarla iletişim kuran topluluklardan söz etmeliyiz. Zira ruh kavramını Ra bilgileri kitap serisi, son derece detaylı olarak anlatıyor. Bu yüksek mertebeden gelen varlıklar, yeryüzünde birlik bilincine ulaşmakla görevli olan veya tekamül etmekle görevli olan insanlığı uyarmak için geliyorlar. Uyarıyı bir görev olarak veya bir iyilik olarak yapıyorlar. Çünkü bizler gibi onların da hedefi, birlik bilincine yükselmektir. Bu varlıklara göre; insanlık çok büyük bir imtihan sürecinden geçmektedir. Ruhlar, tekamül etmek amacıyla yeryüzüne bedenlenerek inmekte, görevlerini yerine getirmeye çalışmakta ve ölümle tekrar geldikleri boyuta çekilmektedirler.

Ruh ve İnsanGörevi başaramayan ruhların tekrar yeryüzüne inerek, yeterli olgunluğa ulaşması gerekmektedir. Olgunlaşma tamamlanıncaya kadar veya birlik bilincine varılıncaya kadar, yeryüzünde bedenlenme çilesi çekilmeye devam eder. Bu insan için bir ceza değil, bir gelişim ve ilerleme sürecidir. Onlara göre insanlar, akıl-beden-ruh bileşiminden meydana gelmektedir. Akıl, bedeni yönetmektedir. Akıl ve beden dengeli olursa, ruhsal bedenin ilerleyişi de beklendiği gibi ileriye doğru ve verimli olacaktır. Beden ve akıl, bilgeliği almaya hazır hale geldiğinde, ruh varlığı da yükselmek için ortam bulacaktır.

Ancak insanlık, RA bilgilerine göre, büyük bir uykudadır. Dünyaya neden geldiğini idrak etmekten uzaktır. Bu aciz dünyalılara yardım etmek için, zaman zaman yüksek mertebedeki boyutlarda çalışan üstün iradeli varlıklar, uyarıcı olarak yeryüzüne mesajlar göndermektedir. Bu kitap serisinde ilginç bir detay daha var ki; dünyaya gelen her insanın, bir ömrü boyunca tüm çalışmalarının yüzde 51’ini başkalarına hizmet ve iyilikle geçirmeleri zorunluluğudur. Ya da karanlık yönde ilerlemek isteyenler için, tüm hayat boyunca çaba ve emeklerin yüzde 95’inin kendi nefsine hizmet için, kalan yüzde 5’inin ise başkalarına hizmet için değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu şekilde insan ruhu hasat edilir[4].

Ruhun Ölümsüzlüğü ve Reenkarnasyon

Uzak doğu öğretilerinin temelinde reenkarnasyon kavramı vardır. Bu öğretiler, ruhun ölümsüz olduğunu, bedenlerin ölümlü olduğunu savunur. Kişi, kendi bedeni ile bütünleştiğinde, bu ona dünyadaki şeylerle oyalanma yanılgısını getirir. Öz adı verilen varlık ya da ruh, beden ile bütünleşmemeli, daima sonsuzluğa gözünü dikmeli ve geçici dünya hayatını iyi değerlendirmek için, diğer tüm lerle dayanışma içinde olmalıdır. Bu spiritüel öğretiye göre, dünya hayatı insanın amacı olmamalı, bencillik, ego ve kişisel tüm zevkler ve ihtiyaçlar, öncelik olmaktan çıkarılmalıdır.

Kişi, iyilik yapmayı, başkalarına hizmet etmeyi seçmeli ve düzenli meditasyon yapmalıdır. Düzenli meditasyon çalışmaları ile öz varlığın yani ruhun, efendi olarak bedeni sürekli bir disiplin altında tutması sağlanmalıdır. Kişi, hayatı bir hediye olarak görmeli ve geçirmelidir. Dünyaya ve onun getirdiklerine tutunmak; boşa oyalanmaktan başka bir şey değildir. Burada esas olan dünyevi tatminler değil, ruhun birliğe varma çabasıdır. Birliğe varmak için ruh, daima tetikte ve farkında olmalıdır. Ruh için herhangi bir ölüm ve yok olma mümkün değildir. Beden ise kesilip atılmış bir tırnak gibidir ve ruh bedeni terk ettiğinde hiçbir acı hissetmez. Dünyada yaşanılan sürenin yanılgısı olarak, ruh bedeni terk ettiğinde, belli bir süreliğine bedene tutunma tehlikesi olduğu için; bu kültürde ölüler yakılmaktadır. Böylece ruhun kendi bedeninin yakılışını izlemesi sağlanır, ruh bedenden umudunu keser ve yükseleceği yere, rehber ruhlarla beraber yükseltilir.

Ruhun Yükseldiği Mertebeler

Ruh Bilimi ve Ra BilgileriRuh dünyada bedeni yönetirken ve bedenin sorumluluğunu alırken; yaptığı her eylemden sorumludur. Onun görevi dünyaya değer ve güzellik katmak, bu vesile ile kendini yükseltmektir. Dünya, ruhun yükselmesi için ( olgunlaşması-ermesi, kemale ermesi) bir oyun alanıdır. Bu öğretilere göre; ruh bedeni terk ederken onu karşılayan rehberleri ile beraber astral boyutlara çıkar. Dünyadaki eylemlerine göre, yükseltildiği bir boyut vardır. Dünyadaki görev, başarılı bir şekilde yerine getirilmişse, cennet bahçelerine benzeyen boyutlara yükseltilir ve yaptığı hata ve yanlışları, kendi mertebesindeki ruhlarla istişare ederek düzeltmeye çalışır. Bir sonraki hayatında yeryüzüne geldiğinde, kalan hataları telafi etmek için indirilir. İkinci şans da iyi değerlendirilmediğinde, yine aynı düzen ve işleyiş devam eder. Bunu, lise birinci sınıfı terk edip, tekrar okula yazılan kişinin durumuna benzetebiliriz. Kişi, lise birinci sınıfı terk ettiyse, aradan kaç yıl geçmiş olursa olsun, okula döndürüldüğünde yine lise birinci sınıftan başlamak zorundadır.

Ruhun Yeryüzüne İniş Zorunluluğu

Ruhun yeryüzüne iniş zorunluluğu var mıdır? Spiritüel boyutta bu olaya şöyle bakılmaktadır: Ruh, tüm bu curcunada tek bir görevi yerine getirmek zorundadır. Bu görev tekamüldür. Tekamül ise, birlik bilincine varmak yani ermek anlamına gelmektedir. Her ruh, bütünden kopar gelir, dünyada bir süre oyalanır ve sonra geldiği yere çekilir. Araç olarak bedeni kullanır. Türlü türlü bedenlerle hayat deneyimini yaşar ve imtihanını bitirmeye çalışır. Ancak insanların büyük çoğunluğu, dünyaya neden geldiklerini bile bilmez veya bilmek istemez. Dünyanın güzellikleri baş döndürücüdür ve ruhu asıl görevinden alıkoyar. Her bir ruh, yeryüzüne farklı bir rol alarak iner, o rolü de henüz yeryüzüne gelmeden önce seçer, rehberleri ile beraber kurgular.

Ruh yeryüzüne gelmek istemezse, onu zorlayacak bir güç yoktur, ancak ruhun en çabuk tekamül edebileceği alan, dünyadır. Bu yüzden ruhlar, dünyaya inmeyi arzular. Ruhların fiziksel alem olan dünyanın üstündeki astral boyutlarda güzel zaman geçirmeleri güzeldir. Ancak bu boyutlarda ruhlar, dünyadaki kadar hızlı tekamül edemezler. Çünkü o boyutta, dünyadaki gibi sert- kaba ve zorlu mücadeleler yoktur. Orada açlık hastalık ve ölüm yok. Orada her şey çok sade şeffaf ve berraktır. Gürültü patırtı yoktur. Ancak yine de ruhların, en temel görevi ilerlemek olduğu için, her ruh kendini yükseltmek için dünyaya inmeyi arzulamakta ve her tür zorluğa göğüs gererek, mücadele etmeye hazır olmaktadır. [5] Ruh bilimcilik nedir ve daha fazlası hakkında tüm merak ettiklerinizi, Türkiye’nin en geniş çaplı gizli ilimler blogu olan sitemizden öğrenebilirsiniz.

 

About Medyum Ziyad

blank

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir